II/III — THE HEAVINESS OF POTENTIAL

Selin Aksoy

Siz hiç “potansiyelli” bir çocukla tanıştınız mı?

Daha küçük yaşına rağmen konuşmasından, duruşundan, davranışlarından “Bu çocuk bir yerlere gelir,” dediğiniz bir çocukla? Nereye geleceğini tahmin etmek kolay; nasıl kısmını da söyleseniz ya bu çocuklara. O da gerçekten bunu istiyor mu diye sorsanız ya önce.

İyi futbol oynuyor, “futbolcu olur”.
Matematiği iyi, “doktor, mühendis olsun”.
Özgüveni yüksek, yaratıcı, “kendi işini kurar”.

Hedef belirlendi. Rota oluşturuluyor.

Bir şeyi iyi yaptığında onun hakkında iltifat almak, takdir edilmek hoşuna gidiyor insanın. Birileri seni o özelliğinle tanıyor, fark ediyor.

Görülüyorsun.

Hoşuna gidiyor, mutlu oluyorsun. Sonra aynı şeyi tekrar duyuyorsun. Bir daha. Bir daha.

Ve bir noktada o özellik sana ait olmaktan çıkıyor; koruman gereken bir etikete dönüşüyor. Gerçekleştirmen gereken bir zorunluluk.

Görülmek için görünmen gerekiyor.

Ama insan 7/24 aynı görünemez ki.

“Çok eğlencelisin.” Teşekkür ederim. Peki üzüntüme de eşlik edecek misin?
“Çok zekisin.” Teşekkür ederim. Peki hata yaparsam hayal kırıklığı mı olacak senin için?
“Çok güzelsin.” Teşekkür ederim. Peki bunun için emek vermediğimde de aynı düşünecek misin?
“Çok güçlüsün.” Teşekkür ederim. Peki yardıma ihtiyacım olursa da yanımda olacak mısın?

Hayır, teşekkür ederim.

Gerçekten.

Güzel sözleriniz için.

Ama bazı güzel sözlerin ağırlığı sonradan geliyor galiba insana.

Sanırım ben de uzun zamandır kendimi olduğum yerden çok, olabileceğim yerle kıyasladım.

Ve böyle bakınca insanın “yaptığı şey” hiçbir zaman tek başına var olamıyor.

Orada hep yapabileceği şey de duruyor.

Olduğum kişi ve olabileceğim kişi.

Vardığım yer ve varabileceğim yer.

Ve bazen o gerçekleşmeyen mesafe, vardığım bütün yolu görünmez hâle getirebiliyor.

Potential.

Kelimenin kendisinde bile henüz gerçekleşmemişlik var.

Bir ihtimal.

Stored energy.

Sonra hareket.

Kinetic.

The energy of motion.

En azından kâğıt üzerinde.

Friction.

Çünkü bazen koşullar var. Zaman var. İnsanlar var. Yorgunluk var. Yanlış kararlar var. Doğru kararların bile beklemediğim sonuçları var. Kendi sınırlarım var. Değiştiremeyeceğim şeyler...

Ve sürtünme enerjiyi yok etmiyor.

Isı.

Ses.

Deformasyon.

Character development?

Çünkü bazen yolun kendisi de bir şeyler üretiyor.

Peki bu denklemin çıktısı ne? Bütün bu emeğin sonucu ne?

KPI.

Olmam gerektiğini düşündüğüm yaşta, olmam gerektiğini düşündüğüm yerde miyim?
Saygı duyulan bir kariyerim var mı?
Kazandığım para, yeterince başarılı olduğumu söylemeye yetiyor mu?
Mutlu muyum?

Verification: Doğru mu yapıyorum?

Validation: Yoksa doğru şeyi mi yapıyorum?

Rota yeniden oluşturuluyor.

“Selin iyi yerlere gelecektir.”

Hedefiniz 200 metre sonra sağınızda kalacaktır.

İyi yer neresi?

Hedefinize ulaştınız.

Ve oraya vardığımda, vardığımı anlayacak mıyım?